Estetik Bir Tercih Değil, Politik Bir Eylem

Hurdayı yeniden ele almak, yalnızca estetik bir tercih değil; aynı zamanda politik bir eylemdir. Bu eylem, doğaya yönelen tahribata bir itirazdır.
Boğa Figürü
Baykuş Figürü

Pasın Altındaki Hafıza

Pasın altında saklanan zamanı, kesilmiş, bükülmüş, kırılmış yüzeylerde biriken hafızayı görünür kılmak için buradayız.

Hakikat Pürüzde Saklıdır

Biz kusursuzu aramıyoruz. Aksine, çatlağı, izi, hatayı görünür kılıyoruz. Metalin sertliği ile insanın kırılganlığı arasındaki dengeyi arıyoruz.
Kelebek Figürü
Anka Kuşu

Her Şey Başka Bir Varoluşun Eşiğindedir

Her heykel, yeni bir düşünceyi ve yeni bir olasılığı çağırır. Biz, dönüşen anlamların peşindeyiz.
TARİHÇE

Küçükçekmece'nin Tarihçesi

Küçükçekmece; İstanbul’daki yaşam izlerinin başlangıç noktasıdır. Birçok jeolog ve antropolog tarafından yapılan araştırma ve incelemeler, bölgenin oldukça eski bir geçmişe sahip olduğunu ve burada tarih öncesinde insanların yaşadığını göstermektedir.

Küçükçekmece Gölü’nün kuzeyindeki kayalık bir yamaçta bulunan Yarımburgaz Mağaraları’nda rastlanan buluntular, İstanbul’da tarih öncesi çağda, buraya ilk yerleşen insanların balıkçılık ve avcılıkla geçinmekte olduklarını ortaya koymaktadır.

Küçükçekmece Gölü’nün kuzeyindeki yarımadanın üzerinde birkaç kilometrelik surlarla çevrili liman yapısı, mendirek ile kıyılarda Helenistik-Geç, Roma-Bizans dönemlerine ait olduğu düşünülen çok sayıda yapı kalıntıları tespit edilmiştir. Yazılı kaynak taramalarına göre, bu yapı kalıntılarının Helenistik dönemde var olduğu bilinen “Bathonea” adlı antik kent olduğu ortaya çıkmıştır.

Küçükçekmece, Bizans’ı, imparatorluğun batıdaki topraklarına ve Avrupa’ya bağlayan “Via Egnetia” adı verilen ana yol üzerinde bulunması nedeniyle stratejik bir konuma sahipti. Bu konumu nedeniyle, tarih boyunca İstanbul’a yapılan akınlarda hedef haline gelmiş, Hunların, Avarların, Peçeneklerin, Bulgarların ve Haçlıların saldırılarına maruz kalmıştır.

Küçükçekmece, İstanbul’un fethinden hemen önce Türk hâkimiyeti altına girmiş ve fetihten sonra Fatih Sultan Mehmed tarafından yolları ve köprüsü tamir ettirilerek imar edilmiştir.

Çekme-i Küçük (Küçük-Çekme) adını alan kasaba, camiler, medreseler, hanlar, hamamlar ve çeşmeleriyle önemli bir konaklama yeri olmuştur. İdari olarak Haslar kazasına bağlı bir kasaba olan Küçükçekmece, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman’ın Başdefterdarı Abdüsselam Çelebi tarafından bayındır bir hale getirilmiştir.

1865 yılında Bab-ı Zabtiye İdaresi’ne bağlanmıştır. 1877 yılına ait Devlet Salnamesi’nde İstanbul’un idari bakımdan Üsküdar, Beyoğlu, Kaza-ı Erbaa ve İzmit olmak üzere 4 mutasarrıflığa bölünmüş olduğu kayıtlıdır. Merkezi Çatalca olan Kaza-ı Erbaa, Büyükçekmece, Silivri, Terkos ve Küçükçekmece’yi kapsıyordu. Küçükçekmece, 1878 yılında da Şehremaneti (İstanbul Belediyesi)’ye bağlandı.

Cumhuriyetin ilk yıllarında Yeşilköy nahiyesinin bir köyü statüsünde bulunan Küçükçekmece, 1956 yılında nahiye merkezi oldu. 1981’de Avcılar, Halkalı, Sefaköy Belediyeleri’ni bünyesine alan Küçükçekmece, yeni bir belediye şube müdürlüğü olarak İstanbul Belediyesi’ne bağlandı.

Küçükçekmece İlçesi 04.07.1987 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 3392 Sayılı Kanunla biri köy 25’i mahalle olmak üzere toplam 26 yerleşim yeri, Bakırköy ilçesi’nden ayrılarak kurulmuş bir ilçedir. Fiilen ve törenle hizmete girmiş tarihi ise 15.07.1988’dir.

Küçükçekmece
Hurda Metal Heykel Sempozyumu MANİFESTOSU

Bizler, değersiz sayılanın içindeki potansiyeli açığa çıkarıyoruz.

Pasın altında saklanan zamanı, kesilmiş, bükülmüş, kırılmış yüzeylerde biriken hafızayı görünür kılmak için buradayız. Hurda metal bizim için bir artık değil; bastırılmış hikâyelerin, susturulmuş emeğin ve görmezden gelinen dönüşümlerin taşıyıcısıdır.

Endüstrinin hızla üretip hızla tükettiği dünyada, malzemenin ömrünü kısaltan bu döngüye karşı duruyoruz. Hurdayı yeniden ele almak, yalnızca estetik bir tercih değil; aynı zamanda politik bir eylemdir. Bu eylem, doğaya yönelen tahribata, sınırsız tüketim arzusuna ve değersizleştirme kültürüne bir itirazdır.

Metal, insan eliyle şekillendirilmeden önce de bir varlıktı; yerin derinliklerinde, zamanın ağır akışında oluştu. Biz, o uzun geçmişi bugünün kırılgan gerçekliğiyle buluşturuyoruz. Kesiyoruz, yakıyoruz, kaynaklıyoruz; ama aynı zamanda dinliyoruz. Her parça, bir makinenin parçası, bir yapının taşıyıcısı, bir hayatın dolaylı tanığıdır. Biz bu tanıklığı dönüştürüyoruz.

Bu sempozyum, yalnızca eser üretim alanı değil; bir karşılaşma zeminidir. Sanatçılar, izleyiciler, ustalar, meraklılar ve tesadüfen yolu buraya düşen herkes, bu dönüşüm sürecinin parçasıdır. Burada yapılan her heykel, tek bir sanatçının değil; kolektif bir bilincin izini taşır.

Hurda metali yeniden kurarken, aslında kendimizi de yeniden kuruyoruz.

Parçalanmış olanı bir araya getirmek, uyumsuz görüneni bir bütün haline getirmek, eksik olanı olduğu haliyle kabul etmek… Bunların hepsi, insanın kendi varoluşuna dair sorularla temas eder. Biz kusursuzu aramıyoruz. Aksine, çatlağı, izi, hatayı görünür kılıyoruz. Çünkü biliyoruz ki hakikat, çoğu zaman pürüzde saklıdır.

Bu sempozyumda ortaya çıkan her form, bir son değil; bir başlangıçtır. Her heykel, yeni bir düşünceyi, yeni bir tartışmayı ve yeni bir olasılığı çağırır. Biz, sabit anlamlar üretmiyoruz; aksine, çoğalan, dönüşen, yeniden okunan anlamların peşindeyiz.

SERGİ ALANLARI

Heykel Durakları - Açık Hava Galerisi

Her durakta farklı bir hikaye, farklı bir dönüşüm sizi bekliyor.

DİJİTAL BAŞVURU

2026 SEMPOZYUM BAŞVURU FORMU

Lütfen Şartnameyi Buradan İndirip Okuyunuz.

PDF Dosyasını Seçin