Bizler, değersiz sayılanın içindeki potansiyeli açığa çıkarıyoruz.
Pasın altında saklanan zamanı, kesilmiş, bükülmüş, kırılmış yüzeylerde biriken hafızayı görünür kılmak için buradayız. Hurda metal bizim için bir artık değil; bastırılmış hikâyelerin, susturulmuş emeğin ve görmezden gelinen dönüşümlerin taşıyıcısıdır.
Endüstrinin hızla üretip hızla tükettiği dünyada, malzemenin ömrünü kısaltan bu döngüye karşı duruyoruz. Hurdayı yeniden ele almak, yalnızca estetik bir tercih değil; aynı zamanda politik bir eylemdir. Bu eylem, doğaya yönelen tahribata, sınırsız tüketim arzusuna ve değersizleştirme kültürüne bir itirazdır.
Metal, insan eliyle şekillendirilmeden önce de bir varlıktı; yerin derinliklerinde, zamanın ağır akışında oluştu. Biz, o uzun geçmişi bugünün kırılgan gerçekliğiyle buluşturuyoruz. Kesiyoruz, yakıyoruz, kaynaklıyoruz; ama aynı zamanda dinliyoruz. Her parça, bir makinenin parçası, bir yapının taşıyıcısı, bir hayatın dolaylı tanığıdır. Biz bu tanıklığı dönüştürüyoruz.
Bu sempozyum, yalnızca eser üretim alanı değil; bir karşılaşma zeminidir. Sanatçılar, izleyiciler, ustalar, meraklılar ve tesadüfen yolu buraya düşen herkes, bu dönüşüm sürecinin parçasıdır. Burada yapılan her heykel, tek bir sanatçının değil; kolektif bir bilincin izini taşır.
Hurda metali yeniden kurarken, aslında kendimizi de yeniden kuruyoruz.
Parçalanmış olanı bir araya getirmek, uyumsuz görüneni bir bütün haline getirmek, eksik olanı olduğu haliyle kabul etmek… Bunların hepsi, insanın kendi varoluşuna dair sorularla temas eder. Biz kusursuzu aramıyoruz. Aksine, çatlağı, izi, hatayı görünür kılıyoruz. Çünkü biliyoruz ki hakikat, çoğu zaman pürüzde saklıdır.
Bu sempozyumda ortaya çıkan her form, bir son değil; bir başlangıçtır. Her heykel, yeni bir düşünceyi, yeni bir tartışmayı ve yeni bir olasılığı çağırır. Biz, sabit anlamlar üretmiyoruz; aksine, çoğalan, dönüşen, yeniden okunan anlamların peşindeyiz.